Kayıtlı Şirket Sayısı: 4

Altının Ekonomiye Etkileri

Tüm iktisadi faaliyetlerde olduğu gibi altın madenciliğinin de ülke ekonomisi üzerinde doğrudan etkilerinin yanı sıra dolaylı etkileri olacaktır. Dolaylı etkiler içinde özellikle, yaratılan gelir ve ek talep yoluyla ekonominin diğer kesimleri üzerindeki uyarıcı etkileri en önemli bölümü oluşturmaktadır . Yatırım aşamasında bulunan 4 projeye ilişkin veriler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda Türkiye'de altın madenciliğinin ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratacağı belirlenmiştir. Bergama'daki tesiste, yılda 6 ton altın ve buna bağlı olarak 33 ton gümüş üretimi amacıyla yurtiçinde yapılacak 70 milyon dolar yatırımla, yatırım aşamasında toplam 1050 kişi, işletme aşamasında ise 435 kişiye sürekli istihdam imkanı yaratılmış olacaktır. İşletme aşamasında yaratılacak gayri safi milli hasılaya katkı ise 80 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Diğer projelerin de hayata geçirilmesi ile bu katkı çok daha anlamlı değere ulaşacaktır. Türkiye'de yeni bir madencilik dalı olarak altın madenciliğinin sağlayacağı katkılar doğal olarak yalnızca ekonomik göstergelere yansımakla sınırlı kalmayacaktır. Söz konusu girişim, ülke madenciliğine finansal katkısının yanı sıra, eğitim, bilgi ve teknoloji transferi ile birlikte yeni bir heyecan ve dinamizm kazandırma tarzında önemli katkıları da beraberinde getirecektir.

Altın ve Siyanür

Sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile altın-gümüş üretiminin taşıdığı risk, günlük hayatta karşı karşıya olduğumuz, tüp gaz patlaması, doğal gaz yangını, eksoz gazları solunumu, trafik kazası v.s. gibi risklerden çok daha düşük düzeydedir. Dünya'da, 24 ülkede, 600 civarında, sodyum siyanür çözündürmesi ile altın ve gümüş üreten maden bulunmakta ve siyanür yöntemi 100 yılı aşkın bir süredir kullanılmaktadır. Ülkemizde de 1986 yılından bu yana, sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile, Kütahya 100. Yıl Gümüş Madeninde ortalama 75 ton/yıl gümüş üretilmektedir. Ancak, günümüzde, konunun uzmanı olmayan bazı kişi ve kurumlarca, esasen var olması gereken çevresel duyarlılığı aşan, bilimsellikten uzak ve gerçekleri yansıtmayan bir kampanya yürütülmekte, kamuoyu etki altında bırakılıp, yanıltılmaktadır. Madencilikte siyanür kullanımı ve kullanılan siyanürün bertaraf edilmesi, yıllardır emniyetli bir şekilde uygulanmasına, yasa ve yönetmeliklerle ciddi bir şekilde kontrol edilmesine rağmen, medyada, madenciler, tamamen kar amaçlı, sorumsuz, keyfi, çevre bilincinden uzak bir meslek disiplini olarak lanse edilmektedir. Halbuki Dünyada üretilen siyanürün yalnızca % 15'i madencilik endüstrisinde kullanılmakta geri kalan % 85 ise başta plastik üretimi olmak üzere değişik endüstri dallarında tüketilmektedir. Diğer sanayi dallarında kullanımı hiç dikkat çekmeyen, altın üretiminde kullanılacak siyanür etrafında amacını aşan, toplumsal tepki yaratmaya çalışan zihniyeti anlamak mümkün değildir. Esasen oluşturulan bu duyarlılığı üretim sürecindeki bir denetim mekanizmasına dönüştürmek daha fazla önem arz etmektedir.

Geçmişten Günümüze Altın

Çok eski çağlardan beri üretildiği bilinen altın, MÖ 100 yılına kadar dere yataklarından ilkel yöntemlerle elde edilmiştir. Amalgamasyon yönteminin bulunmasıyla altın üretiminde önemli bir aşama kaydedilmiş, 1783 yılında İsveç'de Scheele'nin siyanür çözeltisinin altını çözdüğünü keşfetmesinden sonra altın üretiminde çok önemli bir dönem başlamıştır. Altının siyanürle zenginleştirilmesi endüstriyel anlamda ilk kez 1889'da Yeni Zellanda'daki Crown Mine'da gerçekleştirilmiştir. Altın cevherinden altın üretimi için uygulanacak endüstriyel prosesler cevherin mineralojisine bağlıdır. Bu nedenle ayrıntılı mineralojik çalışmalar altın madenciliğinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde Dünya altın üretiminin % 85'i siyanürle yapılmakta iken sadece % 15'lik bölüm diğer fiziksel yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bugünkü koşullarda, endüstriyel prosesler içinde siyanür yerine kullanılan başka bir kimyasal reaktif yoktur. Alternatif çözücüler ya çok pahalı ya da siyanürden daha toksiktir. Ancak, altın-gümüş madenciliğinde üretim sırasında oluşan siyanür bileşiklerini içeren atık ve atık suların da arıtılması çok önemli ve insani bir zorunluluktur. Gelişmiş ülkeler dahil altın üretimi yapılan pek çok ülkede siyanür arıtma tekniklerinden bir veya birkaçı beraberce kullanılmaktadır. Ülkemizdeki Ovacık-Altın madeninde de benzer uygulama söz konusudur. Üretim prosesinin bir parçası olan kimyasal bozundurma tesisinde, liç prosesinden çıkan atık çözeltideki siyanür parçalanmakta ve ağır metaller ise sabitlenerek çöktürülmekte, böylece atıklar zararsız hale getirilmektedir. Uluslararası bağımsız bir gözetim firması tarafından yürütülen test çalışmaları sırasında, kimyasal bozundurmadan çıkan atık sulardaki siyanür seviyesinin 0,2 mg/lt (ABD içme suyu standardındaki siyanür seviyesi) ve atık göletine vardığı anda 0.1 mg/lt olduğu tesbit edilmiştir. Halen gelişmiş ülkelerdeki uygulamaların çoğunda, atık göletlerine deşarj edilen siyanür seviyesi 50-150 mg/lt arasında değişmektedir. Bu değerler Ovacık altın madeninde siyanür kullanımı sonucu ortaya çıkan riskin ihmal edilebilecek bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Ovacık altın madeni tesis atıkları, uluslararası standartlarda kil-jeomembran-kil bileşik sistemiyle astarlanarak sızdırmazlığı sağlanmış olan atık havuzunda depolanmaktadır. Atık havuzu, Afet İşleri Yönetmeliği'nin 1. Derece deprem bölgeleri şartlarına göre projelendirilmiş, projesi DSİ tarafından onaylanmış ve DSİ kontrolünde inşa edilmiş olup, büyük su barajları için öngörülen stabilitenin çok üzerinde güvenlik katsayısına sahip bir kaya dolgu yapıdır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'ne göre, madencilik de dahil olmak üzere çeşitli sanayi kuruluşları için alıcı ortama siyanür deşarj limitleri verildiği halde, Ovacık Altın Madeni'nde, ne doğrudan ne de dolaylı yoldan, alıcı ortama hiçbir şekilde atık su deşarjı yapılmamaktadır. Bu tedbirler sayesinde, Ovacık Altın Madeni tesisleri, dünyadaki benzerlerinden daha yüksek çevre koruma standartlarına sahiptir. Bu husus, idare tarafından, "olası risk faktörleri" karşısında tesiste alınmış olan çevre tedbirlerinin fiilen yerine getirilip getirilmediğinin somut olarak belirlenmesi amacıyla görevlendirilen TÜBİTAK-YDABÇAG (Yer Deniz Atmosfer Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu) uzmanlar kurulunca da saptanmıştır. TÜBİTAK raporunda, tüm çevre tedbirlerinin yerine getirilmiş olduğu ve dolayısıyla, yatırımın insan ve çevre sağlığını tehdit etme riskinin bulunmadığı, dünya altın madenciliğinde uygulanmakta olan gerek üretim teknolojisi gerekse çevre tedbirleri teknolojilerinden daha iyisine sahip olduğu belirtilmiştir.

Ovacık Altın Madeni

Ülkemizde halen çevresel sınırlamalar nedeniyle sorunlu olarak işletilmekte olan Ovacık Altın madeninden başka işletilmeye hazır 8 altın madeni daha belirlenmiştir. Bu madenlere ait rezervlere dayanılarak, ülkemizde halen işletilebilir 450 ton altın ve 1100 ton gümüş mevcuttur. . Bu rezervin toplam değeri yaklaşık 4.5 milyar dolar ve ülke ekonomisinde yaratacağı katma değer ise 18 milyar dolar düzeyindedir. Bu projelerde, doğrudan istihdamın 2100 kişi ve dolaylı istihdamın ise 33.000 kişi olacağı tahmin edilmektedir. Bilindiği gibi, Ovacık Altın Madeninde Mayıs 2001 tarihinden itibaren deneme üretimi yapılmakta ve madende 350 kişi çalışmaktadır. Bu güne kadar 2.1 ton altın, 2.4 ton gümüş üretimi gerçekleştirilmiştir. Oluşan çevre bilinci ve yöresel duyarlılıkların da katkısıyla maden işletmesinde alınan önlemlerle, dünya standartlarına paralel, örnek bir denetim mekanizması kurulduğundan, çevre ve insan sağlığını tehdit edecek risk unsuru kalmamıştır.

Dünya'da Altın

Dünya toplam işletilebilir altın rezervi 49 bin tondur ve bunun % 65'i dünya altın üretiminde ilk sıraları paylaşan ABD, Kanada, Avustralya ve G. Afrika'da bulunmaktadır. Dünya'da 2000 yılında altın aramaları için yaklaşık 1 milyar dolar harcanmıştır. 2001 yılında, dünya altın madenciliği yatırım projelerinin toplamı 23 milyar dolar civarındadır. Dünya altın üretimi, son 25 yılda yaklaşık olarak ikiye katlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, bilinen altın cevherleri işletmeye alınırken, yeni altın yataklarının bulunması için tüm dünyada yoğun bir arama ve yatırım dönemi başlamıştır. 2001 yılı itibariyle dünyada 875 adet altın madeni faaliyettedir. Dünya altın üretiminin %53'ü dört sanayileşmiş ülke ABD, Kanada,Avustralya ve G.Afrikada yapılmaktadır. Türkiye dünya altın üretimi sıralamasında yer almadığı halde dünya altın talebinde beşinci sıradadır. ABD'de işletilen altın rezervlerinin %92.5'i, Avustralya'da % 96'sı ve Kanada'da % 90'ı siyanürleme yöntemiyle üretilmektedir. Dünya altın madenciliği istatistikleri incelendiğinde, mevcut tüm rezervlerin hızla üretime alındığı görülmektedir. Türkiye ise, oldukça sınırlı kaynak kullanımıyla yapılan arama çalışmaları sonucunda, işletilebilir önemli miktarda altın rezervine sahip olduğu belirlendiği halde bunlardan yeterince yararlanmayan dünyadaki tek ülke konumundadır.

Türkiye'de Altın

Altın, bütün dünyada olduğu gibi, çok eski dönemlerden beri Türk halkının da en gözde ziynet eşyası ve servet biriktirme aracı olmuştur. Ziynet eşyası olarak altına verilen önem, bugüne kadar hiç altın madenciliği yapılmayan ülkemizde altın işleme sanatının gelişmesine yol açmış ve altını önemli bir geçim kaynağı haline getirmiştir. Özellikle son yıllarda gelişen turizm hareketlerine bağlı olarak, Türkiye'nin altın ihracatının önemli oranda arttığı gözlenmektedir. 1989 öncesinde, ithalatı yasak olmasına rağmen ülkeye önemli miktarda kaçak olarak altın girişinin olduğu bilinmektedir. 1989 sonrasında ise, piyasanın talebini karşılamak üzere Merkez Bankası tarafından altın ithalatına başlanmasıyla birlikte ithalatın boyutları hakkında doğru bilgi edinilmesi mümkün olabilmiştir.

Altın Madeni

Anadolu'da binlerce yıl önce üretildiği bilinen altın, çok eski çağlardan bu yana, sahip olduğu temel işlevleriyle, en gözde metallerden birisi olmuştur. Altının bu önemli işlevlerini, ziynet eşyası olarak kullanımı, servet biriktirme ve mübadele aracı oluşu yanında kolay işlenebilme özelliği, dayanıklılığı ve pek çok endüstri dalında yaygın kullanımı teşkil etmektedir. Ziynet eşyası olarak sahip olduğu önem, bir ölçüde toplumsal kültür tarafından belirlenmekle birlikte, altının servet biriktirme aracı olarak ekonomideki fonksiyonu daha evrensel bir karakter taşımaktadır. Bununla birlikte 2. Dünya savaşı sonrasında dünya ekonomisindeki ve finans piyasalarındaki gelişmeler, özellikle gelişmiş ekonomilerde altının bir servet biriktirme aracı olarak sahip olduğu önemi büyük ölçüde geriletmiştir. Ancak, bununla birlikte az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde servet biriktirme fonksiyonuyla altın hala önemini korumaktadır.

Altın Hakkında Bilgi

Formülü: Au
Sertliği: 2,5 - 3
Yoğunluğu: 15 - 19
Kristal sistemi: Kübik sistemde kristallenir.
Bulunuş şekli: Bazen tel halinde, lifsel plaka ve pul pul olarak bulunur.
Rengi ve çizgi rengi: Parlak sarı ve sarı metalik, veya yeşilimtrak sarı. Çizgi rengi aynıdır.
Tanıma özellikleri: Üfleçte erir, kral suyunda soğukta çözünür. Dövülebilir,levha ve tel haline getirilebilir. Madensel parıltılıdır. İçinde Ag ve bazen de Cu bulundurabilir.
Bulunduğu yer: Primer olarak kuvars filonlarında (damar) pirit ve arsenopiritle beraber bulunur. Sekonder olarak da alüvyonlarda ve lateritlerde bulunur.
Kullanım yeri: Para değeri olarak, ziynet ve süs eşyası olarak, tıp ve elektronik sanayisinde ve kimya sanayisinde kullanılır.

Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri

Altın (Au), atom numarası 79 olan ve atom ağırlıkları 192 ile 206 arasında değişen 14 izotopu bulunan bir elementtir. En yaygın ve kararlı izotopu 197 Au izotopudur. Özgül ağırlığı 19,3 gr/cm3 dür. 1063 o C de erir. 2970 oC de kaynar. Elektrik ve ısı iletkenliği gümüşün % 70 i kadardır. 0,0001 mm inceliğe getirilebilir.
Altın, hava şartlarından ve tek başına hiç bir asitden etkilenmeyen bir metaldir. Ancak "kral suyu" (1 kısım derişik HNO3 + 3 kısım derişik HCl) ve klorlu su ( HClO) gibi çok kuvvetli oksidasyon araçlarında çözünür. Klor ve brom ile tepkimeye girer, civada ise çözünür. Doğada genellikle elementel olarak bulunur. Bileşikleri 1 ve 3 değerliklidir.

Altının Kullanıldığı Alanlar

Altın ne en kıymetli, ne de pek nadir olarak bulunan bir metaldir. Buna rağmen ticaret hayatının temelini teşkil eder. Metalik özelliklerinden dolayı bir çok yerde kullanılır. Altın insanlar tarafından ilk olarak bilinen ve kullanılan bir metaldir.

Arkeolojik incelemelerden M.Ö. 5000 yıllarından beri kullanıldığı anlaşılmıştır. Altını tabii halde bulan ilk insanlar, yumuşaklığından (2,5) dolayı onu kolay bir şekilde işleyerek değerlendirmişlerdir. Kolay işlenebilme özelliğinden dolayı bugün de kuyumculukta yaygın olarak kullanılmaktadır.

Altının sertliğini ve dayanıklılığını arttırmak için bakır karıştırılır. % 100 saf altın 24 ayar olarak kabul edilir. 18 ayar altın % 75 altın içeren karışım anlamına gelmektedir. 18 ayar altın alaşımları katılan gümüş ve bakır miktarlarına göre değişik renkler alır. % 25 gümüş yeşil altını, % 12,5 gümüş ve % 12,5 bakır sarı altını, % 0,6 gümüş ve % 19 bakır pembe altını, % 25 bakır kırmızı altını oluşturur. 14 ayar altın ise 14/24 yani % 60 altın ihtiva eder. Beyaz altın alaşımı da, Cu, Zn, Ni ve Pd karışımıdır.

Üretilen altının büyük bir kısmı darphanelerde para karşılığı olarak stok edilmekte, yani uluslararası mali işlerde kullanılmaktadır. Geri kalan kısmı ise, kuyumculuk ve süs eşyası, elektronik ve bilgisayar endüstrisi, kimya ve ilaç endüstrisinde tüketilmektedir. Sanayide altın, altın- gümüş ve altın-paladyum alaşımları elektrik anahtar kontaklarında, elektronik devrelerde, telefon santrallerinde ve uzay araçlarında kullanılır.

Altın - bakır ve altın - gümüş - bakır - çinko - kadmiyum alaşımlarından lehim işlerinde faydalanılır. Dişçilikte kullanılan altın - bakır - gümüş alaşımlarından yavaş yavaş vazgeçilmekte ve onun yerine daha ekonomik olduğu için altın oranı % 15 in altında olan, altın - gümüş - bakır - platin - paladyum - iridyum alaşımları kullanılmaktadır.

Altın, elektrik ve ısı iletkenliği, sıcakta yükseltgenmemesi, kimyasal aşınmalara karşı dayanımı gibi özellikleri nedeni ile aranan bir metaldir. Saf altından düşük sertliği, dövülebilirliği gibi mekanik özellikleri nedeni ile laboratuar araç ve gereçleri yapımında da kullanılır.

Daha iyi mekanik özelliklerin gerekli olduğu durumlarda altın, diğer metaller ile alaşım yapılarak kullanılır. Altının alaşım yaptığı metaller şunlardır: gümüş, bakır, nikel, çinko, platin, paladyum ve indyum. Bu alaşımlara ısıl işlemler ile istenilen özellikler kazandırılabilir.

Önemli Cevher Mineralleri

Altın doğada saf halde nabit altın, gümüşle yaptığı bir alaşım olan elektrum halinde veya tellüridler halinde bulunmaktadır. Altın kuvars damarlarında bazen piritle beraber bulunur. Bunun dışında,kalkopirit, arsenopirit ve pirotin içinde önemli miktarlarda yer alabilmektedir. Minerallerde bulunan altın nadiren gözle görülür onun dışında tamamen o mineral ile bileşim halindedir. Böyle durumlarda içinde altın bulunan bu minerallerin ekonomik değerleri kıymetlenmiş olur. Ayrıca Cu - Pb - Zn yataklarındaki minerallerden de yan ürün olarak elde edilmektedir.

Bilinen Altın Mineralleri

1. Nabit altın Au (± diğer metaller)
2. Elektrum Au - Ag alaşımı,
3. Kustelit Ag (± Au),
4. Auroküprit Au2 Cu3
5. Aurostibit Au Sb2
6. Rodit Au ( Pt, Rh, Fr, Pd)
7. Kalaverit Au (Ag) Te2
8. Silvanit (Au Ag) Te4
9. Tetsit (Au, Ag)Te
10. Nagyazit Pbn Aun (±Te, Sb, S)
11. Kennerit (Au, Ag) Te2
12. Petzit Ag3 Au Te2

Türkiye'de Bulunduğu Yerler

Türkiye'de pek çok altın oluşumu bulunmakla beraber doğrudan altın cevherine dayalı bir madencilik işletmesi henüz yoktur. Ülkemiz altın yatakları eskiden beri bilinmekte ve çoğu da işletilmiş durumdadır. Türkiye'de altın, elektrolitik bakır üretimi yanında, yan ürün olarak elde edilen kıymetli metal çamurunun izabe ettirilmesi sonucu elde edilmektedir.

Blister bakır içindeki altın miktarı 15 - 20 gr Au/ton arasında değişmektedir. Altın yataklarının ekonomik tenörleri; fosil plaser ve konglomeratik yataklar için 7 gr Au /ton, plaser yataklarda ekonomik limit 0,2 - 0,5 gr Au /m3 tür. Damar tip yataklarda ise 10 - 15 gr Au/ton dur. Diğer kıymetli minerallerin bulunması durumunda bu rakamlar daha aşağılara düşebilir. Dünyada şu anda üretim yapılan madenlerde altın içeriği 1 gr/ton ile 15 - 20 gr/ton arasında değişmektedir.

Türkiye altın potansiyeli bakımından önemli sayılabilecek bir yere sahiptir. Son yıllarda yabancı yatırımcılar tarafından bu konuda yatırım yapılabilecek bir alan olduğunun anlaşılması üzerine Türkiye altın madenlerinin varlığı tartışılamayacak şekilde bir açıklık kazanmıştır. Henüz işletilen bir altın yatağı olmamasına karşılık, şu anda 4 sahada işletmeye yönelik ciddi etüt çalışmaları devam etmektedir. Ancak altının elde edilmesinde uygulanan yöntemlerin büyük bir çoğunluğunun (yaklaşık % 85) siyanür liçi olması ve bu yöntem sonucu açığa çıkan artık maddelerin çevreye verdiği zararlar nedeni ile çevre bilincinin geliştiği günümüzde altın elde edilmesinde bu yönteme büyük oranlarda karşı çıkılmalar yaşanmaktadır.

Türkiye'de Altın Sahaları

a. Kuvars altın damarları
1. İzmir - Karşıyaka - Arapdağı
2. Çanakkale - Kirazlı - Kartaldağ
3. Elazığ - Baskil - Nazaruşağı
4. İzmir - Ödemiş - Küre
5. Hatay - Kisecikköy
b. Plaser yataklar
1. Manisa - Salihli - Sart
2. Kars - Kağızman - Darphane
3. Kırklareli - İğneada - Mert gölü
4. Hatay - Akıllı çay
c. Bakır - Pirit yatakları
1. Artvin - Borçka - Akarşen
2. Artvin - Murgul - Anayatak
3. Kastamonu - Küre - Aşıköy
4. Elazığ - Maden - Anayatak
d. Kurşun - Çinko yatakları
1. Niğde - Ulukışla - Bolkardağ
2. Balıkesir - Edremit - Altınoluk

Mispikel Altını

Formülü: Fe AsS
Sertliği: 5,5
Yoğunluğu: 6 gr/cm3
Kristal sistemi: Monoklinik sistemde kristallenir.
Bulunuş şekli ve görünüm: Kısa prizmalı kompakt kütleler halinde veya taneli olarak bulunur.
Rengi ve çizgi rengi: Gri beyaz renklidir. Çizgi rengi; koyu gridir.
Tanıma özellikleri: Metalik parıltılı olup içinde bir miktar Co, Ag ve Au bulunabilir. Kömür üzerinde magnetik düğme oluşturur. HNO3 de çözünür. Çekiçle vurulunca sarımsak kokusu çıkarır.
Bulunduğu yer: Genellikle kuvars ganglı pirit vr kalkopirit damarlarında bulunur. Metalik cevher damarlarının en olağan arsenik mineralidir. As, Au ve Ag mineralleri için işletilir.

Nabit Altını

Formülü: Au
Sertliği: 2,5 - 3
Yoğunluğu: 15 - 19 gr/cm3

Kristal sistemi: Kübik sistemde kristallenir.
Bulunuş şekli: Bazen tel halinde, lifsel plaka ve pul pul olarak bulunur. Kuvars damarları içinde benekler halinde, nadiren oktaedr kristaller halinde bulunur.
Rengi ve çizgi rengi: Parlak sarı ve sarı metalik, veya yeşilimtrak sarı. Çizgi rengi aynıdır.
Tanıma özellikleri: Üfleçte erir, kral suyunda soğukta çözünür. Dövülebilir,levha ve tel haline getirilebilir. Metalik parıltılıdır. İçinde Ag ve bazen de Cu bulundurabilir.
Bulunduğu yer: Primer olarak kuvars filonlarında (damar) pirit ve arsenopiritle beraber bulunur. Sekonder olarak da alüvyonlarda ve lateritlerde bulunur.
Kullanım yeri: Para değeri olarak, ziynet ve süs eşyası olarak, tıp ve elektronik sanayisinde ve kimya sanayisinde kullanılır.

Altın Standartları

Standart para biriminin, para değerinin belli ağırlıkta altının değerine denk tutulduğu veya belirli bir ağırlıkta altın olarak kabul edildiği para sistemi. Öncelikle ülke içinde altin standardı belirlenmiş bu zamanla, uluslararası seviyede altın standardının uygulanmasını sağlamıştır. Altın standardında ya altın sikkeler kanuni olarak para dolaşımına girer veya kağıt para, istendiğinde sabit bir fiyatla altına çevrilebilir.

Milletlerarası seviyede altın standardı hiçbir ülkede altın standardı uygulanmasa da yürürlükte kalabilir. Bu durumda, ya altının kendisi veya sabit fiyat üzerinden altına çevrilebilen bir para birimi milletlerarası ödeme aracı olarak kullanılır. Bu sistemde, ülkeler arasındaki döviz kurları sabittir. Döviz kurları, altının bir ülkeden ötekine taşınma maliyetini aşarak sabit altın paritesinin üzerine çıkar veya altına düşerse, kurlar resmi seviyeye dönünceye kadar, ülkeden ülkeye büyük miktarlarda altın sikke ve külçe giriş veya çıkışı gerçekleşir.

Altın standardı ilk defa 1821’de İngiltere'de kondu. Birçok devre geçirdikten sonra 1937’ye gelindiğinde tam altın standardını sürdüren hiçbir ülke kalmadı. II. Dünya Savaşı sonrasında, döviz kurlarının genellikle dolara veya altına göre ayarlandığı bir sisteme geçildi. 1958’de yeniden bir tür altın standardı sistemine dönüldü. Buna göre, önde gelen Avrupa ülkeleri milletlerarası ödemelerde kendi paralarının altına veya dolara serbestçe çevrilebilirliğini garanti ediyorlardı. Milli seviyede altın standardına dönüş ise hiç görülmedi.

Altının Elde Edilişi

Altın cevherleri, 2 grup olarak sınıflandırılmaktadır. Metalik altin ihtiva eden cevherler ve bileşikleri halinde altin ihtiva eden cevherlerdir.

Metalik altın içeren cevherlerden altın elde etmek için altın içeren küçük kuvars parçaları öğütme değirmenlerinde hamur haline getirilir. Bu hamur içinde altın tanecikleri kolloidal halde dağılır. Buradaki ürün malgama tekniği ile ayrıştırılır. Malgamalanmış hamurun konsantrasyonu arttırılarak çok seyreltik sodyum siyanür çözeltisiyle işlenir. Sodyum siyanür altın ile reaksiyona girerek kompleks bileşik meydana getirir:

4Au + 8NaCN + 2H2O + O2 → 4NaAu(CN)2 + 4NaOH

Kompleks bileşikteki altın metalik çinko ile çöktürülür:

2Na + 2Au(CN)2 + Zn → 2Au + Na2Zn(CN)4

Bu çökeltideki altın ve gümüş dışındaki maddeler, Kal metoduyla alınır. Gümüş de nitrik ve sülfürik asit etkisiyle çözülerek geriye saf altın kalır.

Altının Tarihi

Tarihte, altın Mısır hükümdarları zamanında Milattan Önce 3200'lü yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. O zamanlarda Mısırlılar Altın için darphane yapmışlar ve ürettikleri eşit boylardaki altınları para olarak kullanmıştırlar. Simgesi Au olup, Latince Aurum kelimesinden gelmektedir.

Peru’da M.Ö. 2000 yılına ait altın ziynet eşyaları kalıntılarına rastlanmış olup, Amerika kıtasındaki Aztekler ve İnkaların da altına tutkun oldukları bilinmektedir.

Altına önem veren eski medeniyetler arasında; Yunanlıları, İranlıları, Makedonyalıları, Asurileri, Sümerleri ve Lidyalıları saymak yerinde olur.

M.Ö. 550 yıllarında Lidya Kralı Krezos, altını para olarak (sikke) bastırmış ve altının para olarak basılması ile de ticaret artmıştır. Şehirler zenginleşmiş ve dünya yeni bir refah devresine girmiştir.

Türk boylarında İskit ve Sormatların (M.Ö. 1000) milli kahramanları konu alan altın toka yapımında ileri oldukları bilinmektedir. Dördüncü ve dokuzuncu yüzyıl aralarında ise altın kase, vazo işçiliğinde en güzel örnekleri vermişlerdir. Bu eserlerden bir kısmı New York, Morgan kolleksiyonunda teşhir edilmektedir. Türkler müslümanlığı kabul ettikten sonra altından eşya yapımını azaltmışlardır. Altın eşyayı sadece süs olarak kullanmışlardır.

Pırlanta'nın Kalitesi

Pırlantanın kalitesini belirlemek amacıyla 4C standartları konulmuştur. Bu standart, pırlantanın genel kalitesini tarif etmek için kullanılan, elmas ticaretini pratik hale getiren standartlardır. Önceki tarihlerde pırlanta için her ülkenin kendine göre ayrı bir kalite standardı vardı. Bu olay zamanla karışıklıklara yol açmıştır ve ilk kez De Beers firması tarafından 4C standartları ortaya çıkarılmıştır. Ve tüm dünya bu standartları kullanmaktadır. Yalnızca Rusya rakam sistemini kullanır.

Ayrıca pirlanta elek tabloları zamanımızda fazlalıkla kullanılır. Elek tablosunun kullanımında en solda ağırlık bazında adet, daha sonra elek boyu, ağırlık ve çap ölçüleri bulunmaktadır.

Pırlanta

Pırlanta, elmasın yuvarlak özel kesim yapılmış 57 fasetli haline verilen isimdir. Pırlantanın üzerinde elli yedi fase bulunmaktadır. Faset, açılı yüzeylerdir ve ışığı yansıtma özelliğine sahiptir.

Pırlantanın yapısı üç bölümden oluşmaktadır:
1-Taç
2-Kemer
3-Külah

Taç kemerin üzerinde bulunan bölümdür. Bu bölümde otuz üç faset bulunmaktadır. Pırlantanın bölümlerinden birisi olan Taç bölümünde parlaklık ve yansıma diğerlerine göre daha fazladır. Bunun sebebi Taç bölümünün üzerindeki faset sayısının fazla olmasıdır. Pırlantanın geneline göre Taç bölümü daha beyaz görünmektedir.

Külah bölümü ise Kemerin altında bulunan bölümdür. Külah bölümünde de faset bulunur. Sayısı yirmi dörttür. Külah bölümü ise Pirlanta ya giren ışığın dışarı yansıtılmasını sağlamaktadır. Külahın doğru açıyla kesilmiş olması, pirlanta ya giren ışığın yine yansıyarak taçtan çıkmasını sağlar. Böylece pirlanta için optimum parlaklık sağlanır.

Pırlantanın diğer bir bölümü kemerde ise; doğal, cilalı veya fasetli halde olabilir. Pırlantanın parlaklığına etkisi bulunur kemer bölümünün. Kemer bölümün kalınlığı Pırlantanın parlaklığını etkilemektedir. Kemer bölümünün daha kalın olması pırlantanın daha mat görülmesinği sağlamaktadır. Buna karşın ince kemerli pırlantalar ise mıhlamaya karşı dayanıksızdır. Yani kemer bölümünün pırlantayı daha sağlam tuttuğu bölümü olduğunu söyleyebiliriz. Pirlanta üretimde kullanılmasının sebebi kemer olmasıdır.

Pırlantanın tabladan külah ucuna kadar olan yüksekliğine ise derinlik denir.

Bazen külah ucuna da faset atılabilir. Böylece pırlantanın en hassas kısmı külah ucunda hasar oluşması önlenir. Pırlanta dünyanın en sert madendir. Fakat yine de belirli yönlerden gelen darbelere karşı dayanıksızdır. Ve kırılabilir.

Pırlantanın kemerinin bir ucundan diğer ucuna kadar olan ölçüsüne çap denir.

Altın'ın Bileşenleri

Altının, AuCl, Au2S, AuCN gibi 1 değerlikli bileşikleri sulu çözeltilerde kararsız olup, 3 değere yükseltgenir veya metalik hale indirgenir. Bununla beraber sodyum ve potasyum siyanür ile verdiği kompleks tuzlarının sulu çözeltileri hazırlanabilir ve endüstride özellikle kaplamacılıkta kullanılır.

- Organik tuzları da bilinmekte olup kararsızdırlar.
- Altının 3 değerlikli bileşikleri genellikle kararlıdır.
- AuCl3 su, alkol ve eterde çözünür, fotoğrafçılıkta ve kaplamada kullanılır.
- AuBr3 alkol ve eterde çözünür. Bazı kimyasal analizlerde kullanılır.
- Altın hidroksit, Au(OH)3, ışığa karşı hassas kahverengi bir tozdur. Suda çözünmez, hidroklorik asit ve diğer asitlerde çözünür. Yaldız yapımı ve kaplamacılıkta kullanılır.
- Altının organik bileşikleri genellikle dialkil tuzlarıdır. Bu tuzlar R2AuX şeklindedir. Burada R organik molekül X ise halojen, kükürt, azot veya oksijendir.

Bugüne kadar yeryüzünden çıkarılan bütün altının yarıdan fazlası hükümetlerin ve merkez bankalarının elindedir. Gerek her ülkede kağıt para emisyonunun güvencesi olarak, gerek milletlerarası bir ödeme aracı olarak eskiden beri büyük ehemmiyet taşıyan altın, metalle çalışan zanaatçıların gözünde de değerini korumaktadır. Kuyumculukta altının genellikle gümüşlü, palladyumlu, bakırlı veya platinli alaşımları çok kullanılır.

Dünyadaki Altın Miktarı

Altın, dünyanın geniş bir bölümünde düşük konsantrasyonlarda bulunur. Yer küresinin tahminen 0,001 ppm (milyonda bir)ini teşkil eder. Kalaverit (Au2Te4), silvanit (Au2Ag2Te6) ve krennerit (Au8Te6) mineralleri olduğu gibi bakır ve kurşun minerallerinde de eser miktarları bulunabilir. Volkanik kuvarsların içinde, akarsuların kumlu yataklarında toz ve külçe halinde bulunur.

Altın cevherleri, metalik altın ihtiva eden cevherler ve bileşikleri halinde altın ihtiva eden cevherler olarak sınıflandırılır.

Metalik altın ihtiva eden cevherlerden altın elde etmek için altın ihtiva eden küçük kuvars parçaları öğütme değirmenlerinde hamur haline getirilir. Bu hamur içinde altın tanecikleri kolloidal halde dağılır. Buradaki ürün malgama tekniği ile ayrıştırılır. Malgamalanmış hamurun konsantrasyonu artırılarak çok seyreltik sodyum siyanür çözeltisiyle işlenir. Sodyum siyanür altın ile reaksiyona girerek kompleks bileşik meydana getirir:

4Au 8NaCN 2H2O O2 -> 4NaAu(CN)2 4NaOH
Kompleks bileşikteki altın metalik çinko ile çöktürülür:
2Na Au(CN)2 Zn -> 2Au Na2Zn(CN)4

Bu çökeltideki altın ve gümüş dışındaki maddeler, Kal metoduyla alınır. Gümüş de nitrik ve sülfürik asit etkisiyle çözülerek geriye saf altın kalır.

Altın bileşiklerinde 1 ve 3 değerlikli halde bulunur. Bütün bileşiklerinden kolayca metalik hale indirgenebilir.

Altın'a Önem Verenler

Tarihte, altını kullanan ve önem verenler arasında, Yunanlılar, Makedonyalılar, Sümerler, İranlılar, Lidyalılar sayılabilir. Milattan Önce 550'li yıllarda ise Lidya Kralı, altını para olarak bastırmaya başlamış ve altin para olarak kullanmaya başlamıştır. Böylece ticaret olayında artış görülmüştür. Bu dönemden sonra şehirler zenginleşmiştir.

Türk boylarında ise, Milattan Önce İskit ve Sormatların 1000'li yıllarda altın toka yapımında ileri oldukları bilinmektedir. Daha sonraları ise, altın kase, vazo işçiliğide yapılmıştır. Yapılan bu eserlerden bir kısmı New York, Morgan kolleksüyonunda gösterilmektedir. Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonraki dönemlerinde altından eşya yapımını azaltmıştırlar. Altin sadece süs eşyası olarak kullanılmıştır.

Altın Nedir

Altın, parlak sarı renkli, kimyada Au sembolü ile gösterilmekte olan, metalik özellikli bir elementtir. Genel özellik olarak bakıldığında, asitlere karşı dayanıklıdır. Ayrıca, doğada serbest halde bulunabilen ve kolay işlenebilen özelliktedir. Ve bütün çağlar boyunca insanların ilgisini çekmiştir.

Eski tarihlerde, bilinen kayıtlara göre Milattan Önce 3200'lü yıllarda, altın darphaneleri kurulmuş ve buralarda, altin eşit boylarda ve çubuk şeklinde hazırlanarak para halinde kullanılmıştır. Yine Milattan Önce 2000'li yıllara ait, Peru'da altının ziynet eşyası olarak kullanıldığına dair kalıntılara rastlanmıştır.

[Yukarı Git]
..:: Tavsiye Bağlantılar ::..